Ölümü Anmayı Kalbe Yerleştirmenin Yolu

Başlatan islam, Feb 11, 2017, 10:05 AM

« önceki - sonraki »

islam

Ölüm korkutucudur ve tehlikesi büyüktür. Halk onun hakkında az düşündüğü, onu az andığı için ondan gafildir. Onu anan bir kimse de boş bir kalple değil, dünya ile meşgul olan bir kalp ile onu anar. Bu bakımdan ölümün anılması bu kimsenin kalbinde herhangi bir fayda temin etmez. Öyleyse yapılması gereken şey, kulun kalbini her şeyden boşaltmasıdır. Önünde sadece ölümün anılması kalmalıdır. Tıpkı tehlikeli bir sahraya gitmek isteyen veya denizde yolculuk yapmak isteyen bir kimse gibi! Muhakkak ki bu kimse sadece o sefer hakkında düşünür. Öyleyse ölümün anılması kalbe girdiğinde tesir etmeli, kişinin dünyaya plan sevgi ve sürürü azalıp kalbi burkulmalıdır.
Ebu Derdâ şöyle demiştir:

"Ölüler anıldığında kendini onların herhangi biri gibi say!"
İbn Mes'ud (r.a.) şöyle demiştir:
"Said, o kimsedir ki başkasından ibret alıp halini düzeltir."
Ömer b. Abdülaziz şöyle demiştir:
"Her gün sabah veya akşam, Allah'ın divanına giden birini yolcu ettiğinizi görmüyor musunuz? Onu, yerin bir çukuruna koyarsınız. Yastığı topraktandır. Dostlarını geride bırakmış ve maişet sebepleri kesilmiştir."
Ölümün Hatırlamanın Fazileti
Dünyaya dalan, dünyaya aldanan, şehvetlerine köle olan bir kimsenin kalbi şüphesiz ki ölümün zikrinden gaflet gösterir. Ölümü hatırlamaz. Kendisine ölüm hatırlatıldığında bunu hoş karşılamadığı gibi ölümden nefret eder. Onlar o kimselerdir ki Allah onların hakkında şöyle buyurmuştur:

"De ki: Sizin kendisinden kaçtığınız ölüm muhakkak sizi bulacaktır! Sonra hem gizliyi hem de aşikârı bilen (Allah'a) döndürüleceksiniz. O size (bütün) yaptıklarınızı haber verecektir." (Cuma, Cool
İnsanlar, yâ dünyaya dalan veya tevbe edip başlayan veyahut da sonuna varan bir ariftir.
Dünyaya dalan kimse ölümü hatırlamaz. Eğer hatırlarsa elinden kaçırdığı dünya için üzüldüğünden dolayı hatırlar. Onun zemmiyle meşgul olur. Bu kimseyi, ölümü hatırlaması Allah'tan daha da uzaklaştırır.
Tevbe edene gelince, o kalbinde korkunun kabarması, tövbesinin tamamlanması için ölümü çokça hatırlar. Bazı zamanlar tevbesi tamam olmadan önce kendisini kapıp götürmesinden korktuğu için ölümden hoşlanmaz. O ölümü
hoş karşılamamakta mazurdur. Bu durum şu hadisin kapsamına girmez.
"Kim Allah'ın mülakatından hoşlanmazsa, Allah da onu mülakatından hoşlanmaz."
Zira bu kimse, ölümden ve Allah'ın mülakatından hoşlanmıyor değildir. Kusurundan ötürü Allah'ın mülakatının elden kaçmasından korktuğu için ölümü istemez. Bu kimse, tıpkı dostunu razı edecek bir şekilde onu ağırlamak için hazırlık yapmakla meşgul olduğu için dostu ile buluşmaya geciken kimse gibidir. Bu kimse, dostuyla buluşmaktan hoşlanmıyor değildir. Böyle davranmasının sebebi, ölüme hazırlık yapması ve ölümden başka bir meşguliyetinin olmamasıdır. Aksi taktirde dünyaya dalan kimselerin safına iltihak etmiş olur.
Hz. Huzeyfe ölüm döşeğinde iken şöyle demiştir: "Bir dosttur ki fakirlik üzerine geldi. Gelmesinden pişman olan kurtulmasın. Yâ Rab! Eğer katında fakirlik zenginlikten, hastalık sıhhatten, ölüm yaşamaktan daha sevimliyse ölümü bana kolaylaştır ki sana kavuşayım."

Her Durumda Ölümü Anmanın Fazileti

Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurmaktadır:
"Lezzetleri kesip yıkan ölümden çokça bahsedin!"
Hadisin mânâsı: "Onu anmakla lezzetleri bulandırın ki lezzetlere olan meyliniz kesilsin. Dolayısıyla Allah'a yönelmiş olasınız!"
Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur:
"Eğer hayvanlar, ölüm hakkında ademoğlunun bildiğini bilseydiler insanlar onlardan semiz bir et yiyemezlerdi." (Beyhâkî)
Hz. Âişe (r.a.) şöyle sordu: "Ey Allah'ın Rasûlü! Şehidlerle beraber haşrolunacak bir kimse var mı?" Hz. Peygamber cevap olarak şöyle dedi.
"Evet! yirmi dört saatte yirmi defa ölümü anan bir kimse!"

Bütün bu faziletlerin sebebi ölümün anılmasındandır. Ölümün anılması da aldanış evinden uzaklaşmayı ve ahiret için hazırlıklı bulunmayı gerektirir. Ölümden gaflet ise; insanı, dünyâ şehvetlerine dalmaya davet eder.
Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

"Mü'minin hediyesi ölümdür" Bunu şu hikmete binaen söylemiştir. "Dünya mü'minin hapishanesidir. Çünkü mü'min, dünyada nefsinin şiddetinden, şehvetlerinin riyazetinden, şeytanın müdafaasından ötürü sıkıntıdadır. Bu bakımdan ölüm onun için bu azaptan kurtulmaktır. Kurtuluş ise, onun hakkında hediyedir; zira Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
"Ölüm her müslüman için kefarettir." Enes'in rivayetine göre Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur.
"Ölümün zikrini çokça yapın! Çünkü ölümü anmak günahtan siler. Dünyayı gözünüzde küçülterek kıymetsiz kılar. Ayırt edici olarak ölüm kafidir. Vaiz olarak ölüm yeter."