Hikayelerle Ölüm Meleğinin Mülakatı

Başlatan islam, Feb 11, 2017, 10:20 AM

« önceki - sonraki »

islam

Eş'as b. Eşlem şöyle demiştir:
"İbralim (a.s.) adı Azrail (a.s.) olan, biri ahunda diğeri ensesinde iki gözü bulunan ölüm meleğine şöyle sordu:
- Ey ölüm meleği! Ruhu kabzedilenlerin biri doğuda öbürü batıda olduğunda ve yeryüzünde veba yayıldığında iki ordu karşı karşıya geldiğinde aynı anda bütün bunlara nasıl yetişeceksin?
- Allah'ın izniyle ruhları çağırırım Onlar benim şu iki parmağımın arasında olurlar.
Eş'as dedi ki:
"Yeryüzü ölüm meleği için yayılıp önüne bir leğen gibi bırakılmıştır. Oradan dilediğini alır!"
Vehb b. Münebbih şöyle diyor:
- Padişahlardan biri bîr yere gitmek istedi. Giymek için bir kat elbise istedi. Birkaç elbise değiştirildikten sonra biri hoşuna gitti. Sonra bir binek istedi. Kendisine getirilen binek hoşuna gitmedi. Birkaç binek getirildi ve en güzelini seçip bindi. İblis gelip burnuna bir defa üfürüp onu gurur ve kibirle doldurdu. Sonra o süvarilerle beraber yola çıktı. Azametinden insanlara bakmıyordu. Bu esnada üstü başı pejmürde biri gelip selam verdi. Gelenin selamını almadı. Gelen bineğinin dizgininden tuttu. Sultan ona: "Sen büyük bir kabahat işledin. Dizgini bırak!" diye haykırdı. Gelen "senden bir dileğim vardı! dedi. Sultan "Atımın dizginini bırak da ineyim. İhtiyacını o zaman arz et!" dedi. Gelen "Hayır! Şimdi!" diye ısrar etti ve böylece atının dizginini bırakmadı. Naçar olarak adama "ihtiyacını söyle!" dedi. Adam "Benim ihtiyacım sırdır" dedi. Bunun üzerine sultan kulağına fısıldaması için başını eğdi. Atın dizginini tutan zat sultanın kulağına "ben ölüm meleğiyim!" dedi. Bunun üzerine sultanın beti benzi attı. Dili peltekleşti.
Sonra dedi ki:
- Aileme dönüp ihtiyacımı yerine getirinceye ve onlardan hatır isteyinceye kadar bana mühlet ver!
- Hayır! Allah'a yemin ederim! Sen ne aile efradını ve ne de ağırlığını artık bir daha görmeyeceksin!
Böylece onun ruhunu kabzetti. Sultan bir odun gibi yere yuvarlandı. Sonra melek'ül-mevt gidip o halde mü'min bir kula rastladı. Ölüme hazırlanan mü'mine selam verdi ve dedi ki: Senin katında bir ihtiyacım vardır. Kulağına onu fısıldayayım! Hasta "Buyrun!" deyince kulağına "ben ölüm meleğiyim!" diye fısıldadı. Bunun üzerine müslüman hasta dedi ki:
- Gelmesi geciken bir kimseye merhaba! Allah'a yemin olsun yeryüzünde senden daha fazla kavuşmak istediğim bir kimse yoktur!
Bunun üzerine ölüm meleği "yapmak istediğin ihtiyacını gör! deyince o mü'min "Allah ile mülaki olmaktan daha sevimli ve ondan daha büyük bir ihtiyacım yoktur" dedi. Ölüm meleği dedi ki:
- O halde hangi hal üzerine ruhu kabzetmemi istiyorsan o hali seç!!
- Senin buna yetkin var mı?
- Bana bu emir verilmiştir.
- O halde bırak abdest alayım namaz kılayım, secdede olduğum halde ruhumu kabzet!
Bunun üzerine b. Abdullah el-Müzeni şöyle diyor: "İsrail oğullarından bir kişi mal topladı. Ölüme yaklaşınca çocuklarına "bana mallarımı gösterin" dedi. Kendisine bir çok at deve köle ve başka mallar getirildi. Mallara baktığında üzüntüsünden ağladı. Ağlarken ölüm meleği onu gördü ve kendisine şöyle sordu.
- Seni ağlatan nedir? Sana bu serveti bahşedenin hakkı için ruhunu bedeninden ayırmadıkça evinden çıkmayacağım"
- Bana mühlet ver ki bu malı dağıtayım!
- Heyhat! Artık sana mühlet verilecek zaman sona ermiştir. Ecelin gelip çatmadan önce neden dağıtmıyordun.
Böylece ruhunu kabzetti.
Yezid er-Rakkaşi şöyle anlatıyor:
"İsrailoğullarından bir zorba evinin ehliyle baş başa kaldı. Birisinin evin kapısından içeri girdiğini gördü. Giren şahsı hiddet ve öfke ile karşılamak üzere yerinden fırladı ve: "Sen kimsin? Seni evime sokan kimdir?" dedi. Adam: Beni eve sokan evin sahibidir. Ben ise öyle bir kimseyim bir perdeler bana mani olmaz. Padişahların bile yanlarına izinsiz girerim. Saltanat sahiplerinin hücumundan korkmam. Hiçbir mütekebbir- zorba elimden kurtulamaz. Hilebaz bir şeytan bile pençemden yakasını kurtaramaz" dedi. Zorbanın yakası onun eline geçti. Zorba düşecek derecede titremeye başladı. Sonra yalvararak ve zillet göstererek yüzüne baktı ve dedi ki:
- O halde sen ölüm meleğisin!
- Evet! Ben O'yum!
- Tevbe edip halimi düzeltinceye kadar bana mühlet verir misin?
- Artık müddetin bitmiş nefeslerin tükenmiş saatlerin sona ermiştir. Bu bakımdan gecikmesine hiçbir yol yoktur.
- Beni nereye götüreceksin?
- Daha önce göndermiş olduğum ameline ve yapmış olduğun evine götüreceğim!
- Ben daha önce salih bir amel göndermedim, güzel bir ev yapmadım!
- O zaman seni buram buram yanan ve kafaların derisini yakar bir ateşe götüreceğim.
Sonra onun ruhunu kabzetti. Aile efradı arasına ölü olarak düştü, kimi bağırdı, kimi ağladı.