Noel Kutlama, Putperest Roma'ya Dayanan Bir Hurafedir

Başlatan islam, Dec 30, 2017, 12:28 PM

« önceki - sonraki »

islam


Noel Kutlama, Putperest Roma'ya Dayanan Bir Hurafedir

Noelin tanım ve tarihçesine baktığımız zaman, görülen odur ki, noel tam bir Ortaçağ hurafesidir. Hz. İsa (as) doğumu onuruna genellikle 25 Aralık tarihinde bir Hıristiyan yortusu olarak kutlanan noel, aslında Hıristiyanlığın tahrif edilmiş şeklinde bile kabul görmeyen, dinle bağlantısı olmayan bir ibadettir.

Noel geleneğinde Hıristiyan âleminde bir ittifakın bulunmadığını görüyoruz. Bazı kaynaklar, bir Roma görüşünde noelin 336 yılından daha önceki tarihlerde Roma'da Hıristiyan yortusu olarak kutlanmaya başladığını belirtmektedir. Fakat Doğu'da Kudüs hariç, bu kutlama günü bütün Hıristiyan merkezlerinde kutlanılan, etifanya yortusunun tarihi 6 Ocak'tır. Bu yortuda hem Hz. İsa (as)'ın doğumu ve hem de vaftiz edilmesi birleştirilerek kutlanmaktadır. Sonradan Doğu kiliseleri, tarihlerini değiştirerek 25 Aralık'ı benimsemiştir. Yalnız Ermeni kiliseleri ise bazı gerekçelerle bu tarihi benimsememiş ve noel kutlamalarına asla itibar etmemiştir. Ermeniler noeli Hıristiyanlık dışı görerek kiliselerinde daha radikal ve tutarlı, Ermenice bir tavra sahip oldukları vurgulanabilir.

Hıristiyan Batı, bugün 25 Aralık'ı noel yortusu olarak kutluyor, ama kendi geçmişlerinde bu tarihe rastlayan bir kutlama görülmemiştir. 25 Aralık'ta İran tanrılarından Mitra'nın doğum gününün kutlandığını görüyoruz. Noelde kullanılan çam ağaçları ise Hıristiyanlıktan çok önce Ortaçağ'dan beri yapılmakta olan ateş ve ışık törenlerinde kullanılmakta olan sembollerdir. Hindi kesme ise hint kültüründen gelme olabileceğini düşünmek daha da mantıklıdır. Her halükârda noelin bir "Hıristiyan mevlidi" olduğunu düşünürsek bile, bugün olayın dini anlamı ile hiçbir ilgisinin kalmamış olması bir yana, Müslüman olduklarını iddia eden zavallı toplulukların ilgi ve alakası nedir? Niçin Müslümanca kendi inandığı önderi, rehberi, Kâinatın Efendisi Hz. Muhammed (sav)'in doğum gününe kendi mevlitlerinde göstermedikleri ilgiyi Hıristiyan mevlitlerinde duymaktadırlar, neden? Düşündürücü ve üzücü değil midir? Müslümanlar yüzelli yıla yakın bir zamandan beri Batı medeniyetinin tesir sahası içine girmişler ve kendi öz kültür ve medeniyetlerine yabancı kalmışlardır. İbn-i Haldun şöyle diyor: "Fethedilen milletler, Fatih milletlerin örf ve âdetlerini benimser" ifadesinin acı gerçeğini yaşıyoruz. Müslümanlara sizler Müslümansınız, Hıristiyanların yılbaşını kutlamayı bırakın, etmeyin, gitmeyin demekle, bunu önlemek mümkün değildir. Sebepler değişmedikçe, neticeler değişmez. Yapılacak iş, ancak Müslümanların kendi kültür ve medeniyetlerini yükseltmelerini ve yarışta Batı'yı geçmeyi sağlamaktır. Fethedilmiş zavallılığından fatihlik şerefine geçmedikçe kurtuluş olmaz.

Musevilerin kendilerine mahsus dini bir takvimleri vardır. Aralarında bunu kullanırlar. Biz Müslümanların takvimi ise Hicret-i Nebeviyye ile başlayan kameriye takvimidir. İşte kendi kültürümüze yabancılaşmamız, sadece dış değerlerimizi koruyamamışızdır. İç ve dış değerlerimizi kaybettiren, onların emperyalist zihniyetli baskıları olmuştur. İslâmi takvimi ihmal edişimizin suçunu sadece takvim devriminin üzerine atmakla mesuliyetten ve vebalden kurtulamayız. Bunun asıl suçu Müslümanlardadır. Biz kendi değerlerimizi koruyamamışız. Masonların, siyonistlerin ve ateistlerin tek kelime ile düşmanlarımızın üzerine atıp kendimizi temize çıkarma sevdasından vazgeçmeliyiz. Mesele, İslâmi kişilik meselesidir. Önce bunu korumalı ve buna sahip olmalı ve bunu korumak için tabii hukuk prensiplerinin ve evrensel insan haklarının beyannamesinin tanıdığı bütün imkânlarla çalışmalıyız. İlimde, kültürde, aksiyonda, ahlâkta, sanatta, estetikte muarızlarımızı geçmeliyiz. Onlardan daha güçlü, daha çalışkan, daha şecaatli olmalıyız. Netice itibariyle diyoruz ki, şikâyetle, sızlanmakla bir yere varamayız. Kendimize, özümüze, benliğimize, kültür ve medeniyetimize, İslâmi kişilik ve kimliğimize dönmek mecburiyetindeyiz. Güçlü ve olgun Müslüman olursak, Yahudi ve Hıristiyanların kimliğini reddedersek, putperest Roma ve Hıristiyan Avrupa'nın noel zihniyetiyle değil de, Kur'ani ve Peygamberî hayatı benimsersek, kurtuluş olur diyoruz.

FETHİ KOZAN